Araç Değer Kaybı Tazminat Davası Nasıl Açılır ?

Araç Değer Kaybı Tazminat Davası Nasıl Açılır ?

Araç değer kaybı ve kaza neticesi aracın değer kaybetmesi karşısında onarım gören aracın ikinci el ücretinde yaşanacak düşme nedeniyle fertler sıklıkla mağduriyet yaşayabilmektedir. Her ne kadar kazada sigorta ve kasko tarafından kaza sonrası oluşan parasal zarar karşılanmış olsa dahi, kazazedenin aracında oluşan değer kaybı ancak araç değer kaybı tazminatı talebiyle tazmin edilebilmektedir.

Araç Değer Kaybı Tazminatı Nedir?

Kaza sonrası aracın ikinci el ücretinde kazadan kaynaklı düşüş yaşanmaktadır. Kazasız bir aracın ikinci el değeri ile kaza yapan aracın ikinci el ücreti arasında oluşan farkın giderilmesi araç değer kaybı tazminatı olarak adlandırılmaktadır. Kaza sonrası araçta oluşan parasal zarar sigorta ve kasko tarafından karşılanmış olsa da, bu sadece kazaya ait zararın giderilmesini amaçlar. Lakin kazalı araç değer kaybı yaşamaktadır. Sözgelimi aynı özelliklere sahip kazasız bir aracın ikinci el ücreti ile kaza yapan aracın ikinci el ücreti arasında oluşan tutar, kazazedenin mağdur olmasına sebebiyet vermektedir. Bu vaziyet kaza sonrası değer kaybı tazminatı için dava açılmasına imkan sağlar.

Araç Değer Kaybını Kasko ve Sigorta Karşılar Mı?

Ne yazık ki aracın değer kaybı yaşaması durumlarında ne trafik sigortası ne de kasko şirketi, araçta oluşan değer kaybını ödemez. Sigorta ve kaskonun temel emeli kaza sebebiyle oluşacak maddi ve içsel zararların karşılanması olsa da, araç değer kaybının tazminatı bu kapsamda bulunmaz. O yüzden kazalarda araçta oluşacak değer kaybı için araç değer kaybı davası açılması gerekmektedir.

Araç Değer Kaybı Davası Nasıl Açılır?

Kasko ve sigorta tarafından araçta oluşan değer kaybının ödenmiyor oluşu nedeniyle mağdur olan kişiler, aracın ikinci el ücretinde oluşan değer kaybının tespiti için bu davayı açabilmektedirler.  Burada en ehemmiyetli husus kazadaki kusur oranlarıdır. Açılacak davada karşı taraf kazada kusura sahip olmadığını ve kusuru bulunmadığını kanıtlamak zorundadır. Ters durumda kazada kusurlu kişi, olan değer kaybını ödemekle yükümlüdür.

Araç Değer Kaybı Davası Kime Karşı Açılır?

Araç değer kaybına ilişkin tazminat alabilmeniz için açacağınız davada davalı kişi, kazaya neden olan kusurlu karşı taraftır. Bu davalar sigorta veya kasko şirketlerine değil, kazada kusurlu olan karşı tarafa açılır. Burada kusurlu tarafın şirket aracı veyahut kişisel araç olması tazminat alınabilmesi açısından ehemmiyet arz etmez. Kusurlu kişinin şirket aracıyla yaptığı kazalarda değer kaybı davası şirkete açılmalıdır.

Araç Değer Kaybı Arzuhali Nasıl Hazırlanmalıdır ?

Araç değer kaybı davalarında en ehemmiyetli husus, adli sürecin doğru yürütülmesidir. Bu noktada fertlerin mağdur olmamaları için doğru bir süreç idaresi yapmaları gerekir. Ters vaziyette aracın değer kaybetmesinden doğan zararın tazmin edilmemesi mevzubahis olabileceği gibi, üstüne bir de dava giderleri ve vekalet fiyatları gibi parasal kayıp yaşanabilir. Değer kaybı davası açmadan önce kesinlikle uzman bir hukukçu tarafından destek alınması bu bağlamda ehemmiyetlidir.

Araç Değer Kaybı Nasıl Hesaplanır ?

 Aracınızla yaptığınız kaza sonrası karşı tarafın kusuru sebebiyle aracınızda oluşan değer kaybının hesaplanması mertebesinde bir çok değişken bulunur. Aracınızın modeli, markası, kilometresi, imalat senesi, hasar geçmişi olup olmadığı, varsa hasar geçmişinin niteliği, trafiğe çıkış tarihi, ikinci el rayiç ücreti… gibi bir çok husus değer kaybı davalarında dikkate alınarak hesaplama yapılır.

Araç Değer Kaybı Zamanaşımı Müddeti

Araş değer kaybının tahsil edilmesi açısından dava açma müddeti iki sene olmaktadır. Burada iki yıllık müddet kazanın gerçekleştiği tarihte başlar. Kaza tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde araç değer kaybı davası açmamanız durumunda dava açmaya yönelik hakkınız ortadan kalkar.

Tazminat Hukuku kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Araç Değer Kaybı Tazminat Davası Nasıl Açılır ? için yorumlar kapalı

Bankaya Tazminat Davası Nasıl Açılır ?

Bankaya Tazminat Davası Nasıl Açılır ?

Rekabet Müessesesi’nun internet sitesinde izah ettiği Danıştay kararı ile aralarında kartel oluşturarak yapay getiri oranları ile müşterilerini zarara uğrattığını belirlediği 12 bankadan mevduat, kredi, kredi kartı hizmeti alan kişilerin bu bankalara tazminat açabilmeleri olası hale gelmiştir. 2007 ile 2011 seneleri arasında mevzubahis bankalardan kredi alan, kredi kartı hizmeti alan veyahut mevduat hesabı bulunan kişiler, bankaların aralarında kartel oluşturarak yapay faiz oranları belirlemeleri neticesi parasal olarak zarara uğratılmaları karşısında 12 bankaya tazminat davası açabilmektedirler. Bankalara Tazminat Davası 2007 ile 2011 seneleri arasında kartel oluşturarak yapay faiz oranları uygulaması sonrası zarara uğrayan herkes tarafından açılabilmektedir.

Banka Kartel Davası Nedir?

Belirlenen tarihler arasında 12 bankanın haksız kazanç ele geçirme emeliyle oluşturdukları suni ürem oranlarına karşı açılacak olan tazminat davaları banka kartel davası olarak adlandırılmaktadır. 12 Bankaya karşı açılacak kartel davalarında fertlerin dava nihayetinde ne kadar tazminat alacağı, çekilen kredilerin o gün bakımından hangi ürem oranından çekildiği ve o gün diğer bankaların hangi oranlarda üremler verdiği hesaplanarak bulunmaktadır. Kartel davası sürecinde mahkeme bilirkişi atayarak olması şart olan üremler ile bankaların oluşturdukları yapay üremler arasındaki fark arasında oluşan parasal kaybın tüketiciye ödenmesine karar verecektir.

Bankaların Haksız Kazançları Karşısında Tazminat Hakkı

2007 ile 2011 seneleri arasında bankaların kredi ve kredi kartı üremlerini kendi aralarında anlaşarak yüksek tutmaları, diğer yandan mevduat üremlerini düşük tutmaları karşısında bu bankalardan hizmet alan kişiler, yapay ürem oranları hasebiyle parasal zarara uğramışlardır. Bu maddi zarar karşısında hizmet alan kişiler, 12 kartel bankaya tazminat davası açma hakkına sahiptir. Türkiye’de belirtilen tarihlerde bankaların zarara uğrattığı milyonlarca kişi olduğu bilinmektedir.  Türkiye Bankalar Birliği’nin her sene izah ettiği istatistiki verilerde 2007 ile 2011 yılları arasında bahse konu 12 bankadan (Bu bankalar anapara hacmi açısından Türkiye’nin en büyük bankaları arasındadır.) milyonlarca kişinin kredi kartı, konut kredisi, araç kredisi ve ihtiyaç kredisi çektiği saptamıştır.

Bankalara Ne Kadar Tazminat Davası Açılabilir?

Kartel oluşturarak faiz oranlarını suni bir şekilde belirlemeleri karşısında zarara uğrayan kişiler zararlarının 3 katına kadar maddi tazminat talebinde bulunabilmektedirler.

Bu dönemler arasında sözgelimi 100 bin TL’lik hane kredisi çeken bir yurttaş yüzde 1 faiz oranından toplamda 172.000 TL ödemesi gerekirken suni faiz oranlarının kartel bankalar tarafından 1.20 olarak ayarlanması neticesi 189.000 TL ödemek zorunda kalabilmektedir. Bu vaziyette kartel bankalar vasati bir hane kredisinde yurttaşı 12.000 TL’nin üzerinde zarara uğratabilmektedirler.

Yaşanılan parasal zarar sonrası bu 12 bankaya, zararlarının 3 katına kadar tazminat davası açılması olasıdır.

Bankalara Tazminat Davası Nasıl Açılır?

Bankalara açılacak tazminat davası hususunda hangi bankalara tazminat davası açılabileceği, adli sürecin nasıl işleyeceği, bankaya tazminat hakkınızın nasıl hesaplanacağı gibi konularda bizimle iletişime geçerek avukatlık hizmeti alabilirsiniz.

Tazminat Hukuku kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Bankaya Tazminat Davası Nasıl Açılır ? için yorumlar kapalı

Kiracıya icra Takibi Nasıl Yapılır ?

Kiracıya icra Takibi Nasıl Yapılır ?

İcra takibi kişinin alacaklarına erişebilmesi emeliyle devlet gücünü harekete geçirmesi için yapması şart olan işlemin isimidir. Kira akdi iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Kiraya veren kiralananın kullanma hakkını kira müddeti süresince kiracıya vermek, kiracı ise bunun karşılığında kararlaştırılan kira bedelini ödemekle yükümlüdür. Mevzuat tertip etmeleri kiracı lehinedir. Ancak bir takım vaziyetlerde kiraya verene, kiracıyı salıverebilmek için bazı olanaklar tanınmıştır. Buna göre kiraya veren, kiracıya ihtiyaç yada kira akdine terslik sebebiyle sulh hukuk mahkemesinde bir tahliye davası açabilir. Borçlar yasanında kiracıya yüklenen yükümlülüklerin kiracı tarafından yerine getirilmemesi kira akdine terslik oluşturur. Açılan davanın nihayetinde tahliye kararı verilirse, ilam icraya koyularak taşınmazın tahliyesi istenebilir. Kira bedelinin ödenmemesi veya kira müddetinin bitmesi halinde kiraya veren, direk icra dairesi aracılığıyla taşınmazın tahliyesini isteyebilir. Kira bedelinin ödenmemesi halinde de kiraya veren bir icra takibi başlatarak kiracısından kira bedelini isteyebilir ve tahliyesini isteyebilir.

Kiracı kira bedelini ödemediğinde, kiralayan ödenmeyen kira bedellerini, icra dairesi aracılığıyla göndereceği, para borcunun ifa edilmesini içeren ödeme buyruğuyla isteyebilir. Ancak kiralayan kira bedelleri ile beraber kiralanan taşınmazın tahliyesi istiyorsa kaide olarak ilamsız tahliye takibi yapmalıdır. Başlatılacak icra takibi ile hem kira bedeli hem de tahliye hususu aynı anda isteyebilecektir.

Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir müddet verip, bu müddette de ifa etmeme vaziyetinde, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.Kiracıya verilecek müddet en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu müddet, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Yasadaki bu tertip etmelerden de anlaşıldığı gibi ilamsız tahliye takibi genel ilamlı haciz yoluyla takipten değişik olarak özel olarak belirtilen ihtar sürelerini içerir. İle ilgili icra takibi başlatılan kiracı bu sürelerde kirayı ödemezse, kiralayan icra mahkemesinden kiracının tahliyesine karar verilmesini isteyebilir.

İcra takibi içerisinde gönderilen ödeme buyruğuna 7 gün (6 aydan kısa kira sözleşmelerinde 3 gün) içinde karşı çıkılabilir. 30 gün içinde ödemenin yapılması gerekmektedir. Süresinde itiraz yapılmaz veyahut 30 gün içinde kira bedeli ödenmezse icra takibi netleşir. Netleştikten sonra kiralayan icra mahkemesinden taşınmazın salıverilmesini isteyebilir.  Kiraya veren açacağı dava ödenmeyen kira bedelleri hasebiyle açılır, müddetler içinde kira bedellerinden sayılmayan ürem, icra gideri, avukatlık fiyatının ödenmemesi hasebiyle mahkemeden tahliye isteyemez. Ama apartman ortak giderleri kiracı üzerindeyse bunlar da isteyebilir. Başka bir deyişle kira alacakları hasebiyle başlatılan icra takibi içerisinde tahliye ancak kira bedelinin ödenmemesi halinde istenebilir. Kiracı icra takibi başlatıldıktan sonra kısmi ödeme yapıp kira bedelini öderse mecurdan salıverilemez.

Kiracı kendisine ödeme buyruğu geldikten sonra icra takibi içerisinde bulunan kira akdine karşı çıkabilir. Müddeti içinde yapılan itiraz ile icra takibi durur. Takibe devam edilebilmesi için kiralayanın 6 ay içinde icra mahkemesine müracaat ederek itirazın kaldırılmasını istemesi gerekir. Kiralayan bu müddeti kaçırırsa bir daha aynı kira alacağı için ilamsız tahliye talebinde bulunamaz. Görüleceği üzere müddet icra takibi içerisinde oldukça ehemmiyetlidir.

Kiralayanın ilamsız tahliye takibi veya icra takibi yapması için kira sözleşmesinin yazılı olması gerekmez. Kiracı kendisine gelen ödeme buyruğuna müddeti içinde açık ve net olarak karşı çıkmazsa kira akdini kabul etmiş sayılır. Bu halde kira akdinin geçerliliği ile ilgili bir inceleme yapılmaz. Kiracının kira akdini ret etmesi vaziyetinde, kiraya verenin takibin devamı için kira akdini mahkemede kanıtlaması gerekir. Görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Yazılı ancak noter tasdikli bir kira sözleşmesi yoksa yeniden sulh hukuk mahkemesinde dava açılmalıdır. Noter tasdikli kira akdini elinde bulunduran kiralayan icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir.

Tahliye kararına karşı temyiz yolu açıktır. Ancak temyiz takibi değil satışı durdurur. Kararın icra edilmesi için temyiz kararının kesinleşmesine gerek yoktur. Velev ki borçlu 3 aylık kira bedelini güvence olarak yatırırsa icranın geri bırakılması kararı verilir. İcra edilmesi için temyiz kararıyla kesinleşmesine gerek olmasa da icra mahkemesinin kararının kiracıya tefhimi veya tebliği üzerinden 10 günlük sürenin geçmesi gerekir.  Bu süre sonunda kiralayan kararı icra dairesine sunar, tahliye harcını ve haciz yolluğunu yatırarak kiracının taşınmazdan zorla çıkarılmasını talep eder. Uygulamada salıverilmeden önce taşınmazın boşaltılması için bir 10 günlük süre daha verilmektedir.

İcra Hukuku kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Kiracıya icra Takibi Nasıl Yapılır ? için yorumlar kapalı

işe iade Sonrası işe Başlatmama Tazminatı Hesaplaması

işe iade Sonrası işe Başlatmama Tazminatı Hesaplaması

İşe iade davası neticesinde olan bir tazminat çeşidi olan işe başlatmama tazminatı ; işe iadesine karar verilen işçinin, patron tarafından işe başlatılmaması halinde doğacak bir tazminat türüdür. İş Mahkemesi, incelemiş olduğu işe iade davasında işçinin işe iadesine karar vermiş ise bu hususta da bir karar vermek zorundadır. Kısa kararda bu husustan söz edilmese de gerekçeli kararda kesinlikle işe başlatmama tazminatının kaç aylık verilmesi gerektiği hususunda karar oluşturulmalıdır.

Peki bir işçinin işe başlatmama tazminatını kaç ay üzerinden alacağı belirlenirken hangi ölçüt dikkate alınacaktır ? Bir işçinin işe başlatmama tazminatının belirlenmesinde işçinin kıdem müddeti asal alınacaktır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi vermiş olduğu kararlarda bu hususu bilhassa belirtmekte ve içtihat yaratmaktadır. Kıdeme göre bir işçinin alacağı işe başlatmama tazminatı şu şekilde belirlenecektir :

6 ay – 5 yıl arası kıdem 4 maaş
5 yıl – 15 yıl arası kıdem 5 maaş
15 yıl ve üzeri kıdem 6 maaş

 

İşçinin kıdem asalından başka, iş sözleşmesinin feshediliş gerekçeleri ve şekilleri de bu tazminatın belirlenmesinde rol oynar. İş Yasayı’nun 21. maddesinde işe başlatmama tazminatının en az 4 aylık en çok 8 aylık fiyatı meblağında belirleneceği tertip etmiştir. Aşağıda ilettiğimiz Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin kararı da kıdem asal alınarak işe başlatmama tazminatının belirleneceği özetlemiştir :

T.C
YARGITAY
9.Hukuk Dairesi

Esas: 2016 / 3861
Karar: 2016 / 4687
Karar Tarihi: 03.03.2016

İŞÇİ ALACAKLARI DAVASI – DAVACI İŞÇİNİN DAVALIYA AİT İŞYERİNDE BEŞ YILDAN FAZLA ÇALIŞTIĞI İŞVERENCE GERÇEKLEŞTİRİLEN FESHİN GEÇERLİ NEDENE DAYANMADIĞI – DAVACININ İŞE İADESİNE KARAR VERİLMESİNİN İSABETLİ OLUŞU – İŞÇİNİN İŞE İADESİ

ÖZET: Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalıya ait işyerinde 5 yıldan fazla çalıştığı, işverence gerçekleştirilen feshin geçerli nedene dayanmadığı anlaşıldığından feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesi isabetlidir. Ancak davacı işçinin kıdemine ve fesih nedenine göre mahkemece işe başlatmama tazminatının davacının 4 aylık ücreti tutarında belirlenmesi doğru bulunmamıştır. Bu tazminatın davacının 6 aylık ücreti oranında belirlenmesi dosya içeriğine uygun düşecektir.

(4857 S. K. m. 18, 20, 21, 53) (2821 S. K. m. 31)

Dava: Davacı vekili, davacı işçinin iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleri uyarınca feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı işçi iş sözleşmesinin geçerli neden olmaksızın sendikal nedenle davalı işveren tarafından feshedildiğini belirterek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, bir yıllık ücretin üzerinde işe başlatmama tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Mahkemece feshin geçersizliğine, davacı işçinin işe iadesine karar verilirken, işe başlatılmama tazminatı, davacı işçinin 4 aylık ücreti tutarında belirlenmiştir.

Kararı yasal süresi içinde taraflar temyiz etmiştir.

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca, mahkemece feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işçinin başvurusu üzerine işveren tarafından bir ay içinde işe başlatılmaz ise, işçiye ödenmek üzere en az 4, an çok 8 aylık ücreti tutarında tazminatın belirlenmesi gerekir. Dairemizin yerleşik uygulaması gereği, iş güvencesi niteliğindeki bu tazminat işçinin kıdemi, fesih sebebi gibi olgular dikkate alınarak belirlenmelidir. Maddenin alt ve üst sınırları aşılamaz. Üst sınırın aşılmasının tek istisnası 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 31. maddesindeki sendikal nedenle yapılan fesihlerdir. Bu maddede sendikal neden halinde işe başlatmama tazminatının işçinin en az bir yıllık ücreti tutarında belirleneceği açıklanmıştır. Dairemizin uygulaması bu yöndedir. Dairemiz yıllık ücretli izinle ilgili 53. maddedeki kıdem sürelerini dikkate alarak 6 ay ile 5 yıl arasında kıdemi olan işçi için 4, 5 yıl ile 15 yıl arasında kıdemi olan işçi için 5, 15 yıldan fazla kıdemi olan işçi için 6 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatın belirlenmesini öngörmekte, fesih sebebine göre bu miktarlarda azami sınır 8 aya kadar da çıkmaktadır. İşletme gerekleri ile fesihte emeklilik nedeninin gösterilmesi ve davacının emekliliğe hak kazanması halinde işe başlatmama tazminatı alt sınırdan belirlenmektedir.

Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalıya ait işyerinde 5 yıldan fazla çalıştığı, işverence gerçekleştirilen feshin geçerli nedene dayanmadığı anlaşıldığından feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesi isabetlidir. Ancak davacı işçinin kıdemine ve fesih nedenine göre mahkemece işe başlatmama tazminatının davacının 4 aylık ücreti tutarında belirlenmesi doğru bulunmamıştır. Bu tazminatın davacının 6 aylık ücreti oranında belirlenmesi dosya içeriğine uygun düşecektir.

4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

Hüküm: Yukarda açıklanan gerekçe ile;

  1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
  2. Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE,
  3. Davacının yasal süre içerisinde başvurusuna rağmen işverenin süresi içerisinde işe başlatmaması halinde, ödenmesi gereken tazminat miktarının takdiren davacının 6 aylık brüt ücreti tutarı olarak belirlenmesine,
  4. Davacının işe iadesi için işverene süre içerisinde müracaatı halinde kazanacak olduğu, ve kararın kesinleştiği tarihe kadar gerçekleşen en çok 4 aya kadar ki ücretin ve diğer hakların davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine,
  5. Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
  6. Davacının davada kendisini vekil ile temsil ettirmesi nedeni ile avukatlık ücret tarifnamesi gereğince maktu 1.800 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
  7. Davacı tarafından yapılan harç dahil toplam 115,1 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
  8. Davalının yapmış olduğu masrafların üzerinde bırakılmasına,
  9. Tarafların yatırdıkları masraf avanslarından geriye kalanın talepleri halinde karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,

Kesin olarak 03.03.2016 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | işe iade Sonrası işe Başlatmama Tazminatı Hesaplaması için yorumlar kapalı

Soyisim Değiştirme Davası Nasıl Açılır ? Gerekli Belgeler Nelerdir ?

Soyisim Değiştirme Davası Nasıl Açılır ? Gerekli Belgeler Nelerdir ?

Kişilerin soyisimleri yasalar gereği babanın soyadından gelmekte ve bu şekilde tescil edilmektedir. Süreç içerisinde bir hayli nedene dayalı olarak kişiler soyisimlerini değiştirmek isteyebilirler. Mesela ; velayeti annede olan çocuğun soyadını annesi değiştirmek isteyebilir, babası ile husumeti olan evlat mevcut soyadını değiştirmek isteyebilir,alay konusu olabilecek bir soyad kişinin istemiyle değiştirebilir gibi.

Böyle vaziyetler kişiler alakalı mahkemelere müracaatlarını gerçekleştirerek soyisimlerini değiştirmeyi isteyecek ve gerekçelerini de mahkemeye bildireceklerdir. Aşağıda açıklayacağımız üzere kimi haklı nedenlerin varlığı halinde mahkemeler soyisimlerin değiştirilmesine karar vermekte, gerekçesiz bir soyisim farklığı talebi alakalı mahkeme tarafından reddedilmektedir.

Soyisim Değiştirme Davasında Hukuki Düzenleme

İsim ve soyisim değiştirmeye yönelik Nüfus Kanunu’nun 46. maddesi alakalı işlemlerin nasıl ve ne şekilde yapılacağını tertip etmiştir. Bu madde şu şekildedir :

  • Madde 46- Yaş, isim, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları alakalının oturduğu yer asliye hukuk mahkemesinde Cumhuriyet savcısı ve nüfus başmemuru veya nüfus memuru huzuruyla görülür ve karara bağlanır.Bu davalar düzeltmeyi isteyenlerle, alakalı resmi dairenin göstereceği gerek üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından açılabilir ve dinlenecek tanıklar, resmi kayıt örnekleri ve vesikalarla kanıt olunur. Şu kadar ki; alakalının görünüşü davayı tekzip edici olmaması koşuldur. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu kararlarına göre ceza mahkemelerinde yapılacak yaş düzeltmesi işlerinde de nüfus başmemuru veya nüfus memuru taraf olarak bulunurlar.Mahkeme kararına karşı taraflar Yargıtay’a müracaat edebilirler, yaş, isim, soyadı ve kayıt düzeltmesi hakkındaki mahkemeden verilen kararlar netleştikten sonra alakalının aile kütüne geçirilir. İsim ve soyadının değiştirilmesi, din değiştirme suretiyle de olsa mahkeme kararıyla yapılır. İsimlerini değiştirenlerin aile kütüğünde yazılı çocukların baba veya ana isimleri, soyadlarını değiştirenlerin yalnız eşiyle reşit olmayan çocuklarının soyadları beraber değiştirilir. Yaş düzeltme davası ancak bir kez açılabilir.

Görüldüğü üzere soyisim değiştirmek için legal tertip etme bu şekilde olup aşağıda açıklayacağımız usuli koşullara da dava açılırken dikkat edilmelidir.

Soyisim Değiştirmek İçin Haklı Sebepler Nelerdir ? 

Gerek Türk Uygar Kanunu gerekse de Nüfus Kanunu uyarınca soyadını değiştirmek isteyen kişiler haklı bir nedene dayanmak vaziyetindedir. Yukarıda da açıkladığımız üzere soyadını değiştirmek için haklı bir nedene dayanmayan yurttaşların soyisim değiştirme talepleri kabul edilmeyecek ve davaları mahkeme tarafından reddedilecektir. Hal böyleyken haklı nedenlerin neler olabileceği ve yasa dahilinde haklı neden kabul edilen halleri sıralamak istemekteyiz :

  • Ulusal kültüre, örf veya adete uygun olmama
  • Alay edilebilir, kötü mana dile getirebilir olma
  • Mesleksel açıdan ismin yaralayıcı olması
  • Başka bir isimle bilinen olma
  • Din farklığı

Bu ve bunun gibi nedenler haklı kapı aralayarak kabul edilecek ve mahkemelerce kişilerin istekleri doğrultusunda soyisim farklıkları yapılıp nüfusa tescil edilecektir.

Soyisim Değiştirme Davasında Görevli Mahkeme ve Yetkili Mahkeme Hangisidir ? 

Soyisim değiştirmek isteyen kişiler davayı doğru mahkemede açmak zorundadır. Ters halde davada görevsizlik kararı verilecek ve süreç uzayacaktır. İsim ve soyisim değiştirme davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

Soyisim Değiştirme Davası Ne Kadar Sürer ?

Soyisim değiştirme davalarında süreç vasati 2 ile 4 ay arasında sürse de bazı vaziyetlerde mahkemelerin yoğun olması ve duruşma tarihini ileri bir tarihe vermeleri sebebiyle süreç 6 aya uzayabilmektedir.

Diğer kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Soyisim Değiştirme Davası Nasıl Açılır ? Gerekli Belgeler Nelerdir ? için yorumlar kapalı

Boşanmada Af ve Affetme

Boşanmada Af ve Affetme

Eşler, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasında eşini bağışladığına değin bir beyanda bulunur veya buna yönelik davranışlar gösterirlerse davanın reddi gerekecektir. Peki bağışlama nedir ve eş hangi hallerde bağışlamış sayılır ?

Boşanma Davasında Bağışlamak Nasıl Gerçekleşir ?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak açılan davalarda affa yönelik davranışlar davanın red ile sonuçlanmasına kapı aralayacaktır. Nitekim affın varlığı halinde evlilik birliğinin devam etme şartı sağlanmış olacak, kamu düzeni gereği evlilik birliğinin bitmesine dair açılan bu boşanma davası sonuçsuz kalacaktır. Bağışlama niteliğinde sayılan davranışlar şu şekildedir :

  1. Karı Kocanın Barışması
  2. Yaşanan Olayları Bağışlamak
  3. Yaşanan Olayları Tolerans İle Karşılamak
  4. Yaşanan Olaylara Karşın Evlilik Birliğini Sürdürmek

Bu hallerin varlığı halinde bir eşin diğerini bağışladığı düşünülmelidir. Nitekim uygulamada da Aile Mahkemesi hakimleri bağışlama hususuna ehemmiyet göstermekte, affa konusunda iddiaları ve kanıtları bilhassa değerlendirmektedir. Aile Mahkemesi Hakimi, affa konusunda davranışın varlığı ve tespiti halinde davayı net bir şekilde reddedecek ve kararını buna göre kuracaktır. Affa konusunda yukarıda saydığımız davranışları ayrıntılıca değerlendirmek istersek :

Karı Kocanın Barışması

Karı ve kocanın yaşanan olaylar doğrultusunda Barışma idaresi göstermesi evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına konusunda açılan davada red kararını ortaya çıkaracaktır. Nitekim Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlarda da olmuş ve boşanma nedeni bir olaydan sonra eşler bir araya gelmiş ve evlilik birliğini devam ettirme istemiyle beraber yaşamaya karar vermişlerse Barışma öncesi nedenlere dayalı olarak boşanma davası açamayacaklardır görüşü baskındır.

Eşlerin Barışma teşebbüsünde bulunması da Aile Mahkemelerince af niteliği taşımaktadır. Bu yüzden açılmış bir boşanma davasında Barışma teşebbüsü var ise af kabul edilecek ve davanın reddine karar verilecektir.

Kimi vaziyetlerde eşlerin davranışları Barışma mananına gelmemektedir. Bunlara örnek olarak ; ortak çocukları görmek için bir araya gelen eşlerin Barışma teşebbüsünde bulundukları kabul edilmez.

Yaşanan Olayları Affetmek

Türk Hukukunda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davalarında davadan feragat etmek, feragat öncesi olmuş olayları bağışlamak manası taşımaktadır. Ancak feragat sonrası olan olaylara dayanarak boşanma davası açılabilecektir. Aile Mahkemesi de yargılama yaparken feragatin varlığı halinde feragat sonrası boşanma nedenlerine göre hareket edecek ve feragat sonrası boşanmaya kapı aralayan olayların kanıtını isteyecektir.

Yargıtay’a göre eş tarafından bağışlamaya konusunda beyanların içerdiği ve eşe çekilen ihtar da evvelki olayları bağışlamak anlamı taşır. İhtar noter aracılığıyla çekilebileceği gibi Aile Mahkemesi aracılığıyla da yapılabilir.

Yaşanan Olaylara Tolerans Göstermek

Eşlerin olan ve boşanmaya kapı aralayan fiilleri/davranışları tolerans ile karşılaması, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak açılan boşanma davasının red ile sonuçlanmasına kapı aralayacaktır. Nitekim olan bir hadise karşısında reaksiyonsuz kalmış ve normal yaşantısına devam etmiş bir eşin, olan olayı hoşgörü ile karşıladığı kabul edilir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre boşanma davasına temel teşkil eden olayların olmasından sonra eşlerin birlikte tatile çıkması, olayların hoşgörü ile karşılandığı mananına gelmektedir. Yeniden eşlerin boşanmaya kapı aralayan olaydan sonra birlikte yaşaması da olayların hoşgörü ile karşılandığı anlamı taşır ve af niteliğindedir. Tabii ki zaruri nedenlerden dolayı aynı hanede kalma hususunu ayrı tutmak yararlı olacaktır zira bu halde hoşgörü ile karşılama hususu mevzubahis değildir, zorunluluk hali vardır.

Eşin doğumdan sonra haneye getirilmesi, eşi baba evinden alıp haneye getirmek, birlikte umre/hac görevini yerine getirmek, düğün hazırlıklarının devam etmesi, cinsel ilişkiye devam etmek vb. nedenler ; boşanmaya kapı aralayan eylemlerin hoşgörü ile karşılandığını başka bir deyişle bağışladığı mananına gelir.

Yaşanan Olaylara Karşın Evlilik Birliğini Sürdürmek

Evlilik birliğini sallayan olaydan sonra eşlerin evlilik birliğini mantıklı müddet sürdürmesi bağışlama niteliği taşır ve boşanma davasının reddini gerektirir. Nitekim zorunluluk hali hariç aynı hanede yaşamaya devam etme söz konusuysa eşlerin yaşanan olaylara karşın evlilik birliğini sürdürme gayesinde olduğu kabul edilecektir. Aynı hanede oturma hali her vakit bağışlama niteliği taşımayacaktır. Nitekim zorunluluk halinin yanı sıra eşler istekleri doğrultusunda aynı hanesi paylaşabilirler. Bu yüzden Aile Mahkemesi Hakimi, aynı hanede yaşayan eşlerin affa dair hal ve hareketlerinin tespitini yani affa dair diğer kanıtları toplamalıdır. Kısaca aynı hanede yaşamaya devam etmek tek başına af manası taşımamaktadır.

Peki makul süre hususu nedir ? Makul süre hususu Aile Mahkemesi Hakimi tarafından takdir edilecek bir süredir. Bazı boşanma nedenlerinde makul süre 2-3 ay olabileceği gibi bazı olaylarda da makul süre daha uzun bir tarih aralığı olarak kabul edilebilir. Bu yüzden boşanma nedeninde makul süreyi somut olaya göre değerlendirmek yerinde olacaktır.

Boşanma Hukuku kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Boşanmada Af ve Affetme için yorumlar kapalı

Evlenen Kadın işçinin Kıdem Tazminatı Hakkı

Evlenen Kadın işçinin Kıdem Tazminatı Hakkı

1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi kıdem tazminatı alabilecek işçileri tertip etmiş olup bugün hala bu madde geçerliliğini sürdürmektedir.

Peki evlilik yapan bir kadın izdivaç etmesi hasebiyle kıdem tazminatı hak kazanabilir mi ? 1475 sayılır yasanın 14. maddesi kadının izdivaç etme halinde kıdem tazminatına hak kazanacağını tertip etmiştir. Peki bu sözleşmenin feshi ve ne kadar müddette feshedileceği hususlar nasıl belirlenecektir ?

Evlililk Yapan Kadının Kıdem Tazminatı Hakkı Var Mıdır ?

1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin izdivaç eden kadının kıdem tazminatı hakkına ait bölümü şu şekildedir : ‘ … feshedilmesi veya kıdem kadının izdivaç ettiği tarihten itibaren bir sene içerisinde kendi arzusu ile bittirmesi veya işçinin ölümü nedeniyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı müddetince her geçen tam sene için patronca işçiye 30 günlük fiyatı meblağında kıdem tazminatı ödenir.”

Görüldüğü üzere madde metni açık olup yasa ; izdivaç eden kadının izdivaç ettiği tarihten itibaren 1 sene içerisinde iş sözleşmesini kendi arzusu ise feshetmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanacağını belirtmiştir.

İzdivaç eden Kadın Sözleşmesini 1 Sene İçinde Feshetmelidir

İş Kanunu’nun 14 . maddesine göre evlilik hasebiyle iş sözleşmesini feshetmek isteyen işçi, iş sözleşmesini 1 sene içerisinde feshetmek zorundadır. Bu müddetin geçirilmesi halinde işçi kıdem tazminatını usuli koşullara uymadığı gerekesiyle alamayacaktır. 1 yıllık müddet ise evlilik tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Evlilik Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshedilmesi Halinde İhbar Tazminatı Ödenir Mi ?

İş Kanunu’nun 14. maddesine göre evlililk nedeniyle iş sözleşmesini fesheden işçiye sadece kıdem tazminatı ödenecektir. İhbar tazminatı ödenmesi yalnızca patronun haksız fesihlerinde ödenmektedir.

Evlilik Nedeniyle İş Sözleşmesini Feshedilmesi Halinde İhbar Süresi Var Mıdır ?

İzdivaç etme nedeniyle iş sözleşmesini fesheden kadın işçinin rastgele bir ihbar süresi beklemesine gerek yoktur. İş sözleşmesini evlilik nedeniyle fesheden kadın iş sözleşmesini feshettiği günden itibaren çalışmayacaktır.

Evlilik Nedeniyle İş Sözleşmesini Fesheden İşçi Yine Çalışabilir Mi ?

İzdivaç eden ve bu yüzden sözleşmesini fesheden kadın işçi yine başka bir işyerinde çalışabilecektir. Çalışma hakkının anayasal bir hak olduğu ve izdivaç etme nedeniyle sözleşmesini fesheden kadının işçinin yine çalışmasına mani rastgele bir vaziyet olmadığı kabul edilmektedir. Bu yüzden kadın işçi, yine bir iş yerine girerek çalışma hayatına devam edebilecektir.

 

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Evlenen Kadın işçinin Kıdem Tazminatı Hakkı için yorumlar kapalı

işçinin istifaya Zorlanması

işçinin istifaya Zorlanması

Çalışma hayatında sıklıkla karşılaşılan vaziyetlerden birisi de patronun çalışanı istifaya zorlaması ve işçinin bu şekilde işten ayrılmasını sağlayarak, kıdem tazminatı gibi haklarını kullanmasını engellemesi davranışıdır. İşyerinde istifaya zorlanma vaziyeti, değişik şekillerde yapılabilmekle beraber temel emel işçinin kendi rızası ile işyerinden ayrıldığı kanısı yaratmaktır. İstifaya zorlanan işçi ne yapmalı diye merak edenler için ilk olarak yaşanılan vaziyetin mobbing olduğu başka bir deyişle işçiye psikolojik baskı yapıldığı bilgisini vermekte yarar var.

İşçinin İstifaya Zorlanması

Bir iş yerinde patronun veyahut patron vekilinin işçiye istifa etmesi istikametinde baskı yapması neticesi bir çok kişi bu baskıya dayanamayarak istifa arzuhali imza atmaktadır. Burada işverenin amacı çalışanı istifa ettirerek kıdem ve diğer haklarına ait alacağın ödenmesini engellemektir. İşçi bir takım vakit bu psikolojik baskıya katlanmamak hesabına istifa arzuhalini imza atar. Böyle bir vaziyette işçi kendisinin istifa ettiğini ve kıdem ve diğer haklarının bulunmadığını o nedenle patrondan rastgele bir hak isteyemeyeceğini düşünebilmektedir.

İşçi kendi isteğimle istifa ediyorum şeklinde bir arzuhal imza atmış olsa bile, iş mahkemesine alacaklarına konusunda dava açma hakkı vardır. Açılacak davalarda istifaya zorlanma davranışının mağduru işçi mahkemede zorla istifa ettirildiğini kanıtlayarak patrondan kıdem ve ihbar tazminatı, fiyatlı senelik destur… gibi alacaklarını isteyebilir.

İstifaya Zorlanan İşçi Tazminat Alabilir Mi?

İstifaya zorlanma hasebiyle açılacak davalarda işten istifa ettirilen işçinin yakıntısı üzerine istifanın gerekçelerini ve istifaya ait süreci mahkeme inceler. İşçinin istifaya zorlandığı belirlediği taktirde işçi kıdem, ihbar ve diğer tüm haklarını işverenden isteyebilmektedir.

İstifaya Zorlanan İşçi Ne Yapmalı?

İşçinin istifaya zorlanması vaziyetinde işçi legal haklarını savunabilmek ve gerek parasal gerekse de içsel manada zarar görmemek adına süreci adli olarak yürütmelidir. Burada işçinin doğru bir süreç idaresi yapamaması, kıdem tazminatı ve diğer tüm haklarının kaybına kapı aralayabilecektir. Sürecin bir avukat ile yürütülmesi işçi açısından hak kayıplarını önleyeceği için bu noktada kesinlikle uzman bir iş hukuku avukatı ile iletişime geçilmesi önerilir. İstifaya zorlanma gibi bir vaziyet ile karşılaştıysanız iletişim sayfasında bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | işçinin istifaya Zorlanması için yorumlar kapalı

Soybağının Reddi Davası

Soybağının Reddi Davası

Soybağı ; kişiler arasındaki kan bağını dile getirmektedir. Adli manada ise bilhassa ana baba ve çocuklar arasındaki ilişkiyi tanımlar. Özellikle aile arasındaki bu ilişkiler Miras Hukuku ve Medeni Hukuk alanında tesirini göstermektedir. Ana-baba ile çocuk arasındaki soybağı şu hallerle kurulur :

  • Çocuk ile anne arasında doğumla kurulur,
  • Çocuk ile baba arasında ; anne ile evlilik, tanıma veya hakim kararı ile kurulur.
  • Bunların dışında evlat edinme ile de soybağı heyetmiş olur.

Soybağının Reddi Davası           

Soybağının reddi davası, çocuk ile baba arasındaki aitin sonlandırılmasına hizmet eder. Babalık karinesine göre ‘evlilik devam ederken veya evliliğin bitmesinden başlayarak 300 (üç yüz) gün içinde doğan çocuğun babası koca’ sayılmaktadır. Hal böyleyken çocuk o şahıstan olmasa dahi kanunen babası sayılmakta bu da kişileri adli manada mağdur etmektedir. Soybağının reddi davası da bu mağduriyetin giderilmesine hizmet etmektedir. Soybağının reddedilmesiyle beraber çocuk ile baba arasındaki bağ ortadan kalkacak, böylelikle hukukun yarattığı babalık karinesi çürütülecektir.

Soybağının Reddi Davasında Davacı

Babalık karinesinin çürütüldüğü soybağının reddi davasında emel, babanın çocuk ile bağını ortadan kaldırmaktır. Niteliği bakımından özel bir dava olan soybağının reddi davasında davacı sıfatı kocadadır. Bunun yanı sıra çocuk da bu davayı açma hakkına sahiptir. Nitekim Türk Medeni Yasayı’nun 286. maddesine göre ‘koca, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir’ denmiş ve devamında ‘çocuk da dava hakkına sahiptir’ diyerek çocuğun davacı sıfatına sahip olabileceğini belirtmiştir.

Kocanın Mirasçılarının Dava Hakkı Var Mıdır ?

Kocanın Mirasçıları olan kimseler, eğer soybağının reddini gerektirir bir vaziyet mevzubahis ise bir takım koşulların varlığı halinde bu davayı açabileceklerdir. Kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi; dava açma müddetinin geçmesinden önce kocanın can vermesi, gaipliğine karar verilmesi veya daimi olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini öğrendiği andan itibaren 1 sene içinde soybağının reddi davasını açmak zorundadır.

Baba Olduğunu İddia Eden Kişinin Dava Hakkı Var Mıdır ?

Yukarıda söz ettiğimiz üzere baba olduğunu iddia eden kişiler ; çocuğun doğumu, kocanın can vermesi, gaipliğine karar verilmesi veya daimi olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini öğrendiği andan itibaren 1 sene içinde soybağının reddi davasını açabilir.

Soybağının Reddi Davasında Davalı

Soybağının reddi davasında davalı sıfatı, davayı kimin açtığına göre farklık göstermektedir. Nitekim şayet davayı koca açar ise davalı ; anne ve çocuk olacaktır. Şayet soybağının reddi davasını çocuk açmış ise davalı koca ve ana olacaktır.

Soybağının Reddi Davasında Zamanaşımı

Kişiler, soybağı ilişkisini bittirmek istiyorsa yasanın belirlemiş olduğu müddetlere uymakla yükümlüdür. Nitekim Türk Medeni Yasayı da soybağının reddi davasının açılması için bazı müddetler öngörmüş ve bu müddetlerde davanın açılmaması halinde bu hakkın kaybolacağını tertip etmiştir. Türk Medeni Yasamızın 289. Maddesi hak düşürücü müddetleri tertip etmiştir. Buna göre ;

  • Koca soybağının reddi davasını ;  çocuğun doğumunu, baba olmadığını veya annenin başka bir kişi ile cinsel ilişkiye girdiğini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde doğumdan itibaren 5 yıl içerisinde açmak zorundadır.
  • Çocuk ise soybağının reddi davasını ; ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir sene içinde açmak zorundadır.

Hak düşürücü müddet olarak tertip eden bu müddetler gecikmede haklı bir sebebin varlığı halinde uzatılabilir. Eğer gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bu sebebin ortadan kalkmasından itibaren 1 sene içerisinde dava açılmak zorundadır. Ters halde dava hakkı ortadan kalkacaktır.

Soybağıın Reddi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Soybağının Reddi Davasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesi veya çocuğun doğduğu yerleşim yeri mahkemesidir.

Dava Süreci

Soybağının reddi davasında Aile Mahkemesi öncelikle araştırmasını müddet istikametinden gerçekleştirecektir. Nitekim hak düşürücü müddetlerin kaçırılmış olması halinde dava usülden reddedilecektir. Müddet istikametinden bir sıkıntı olmaması halinde mahkeme araştırma evresine geçecek ve tarafların çocuk ile ilişkisini araştıracaktır. Bu noktada kan analizleri gibi kanıtların araştırılmasını isteyecek olan Mahkeme, gerek görürse dna testine de müracaat edebilir. Nitekim bugün olanakların gelişmesi sebebiyle DNA testi asal neticesi vermekte, Aile Mahkemeleri de bu doğrultuda başarılı kararlara imzalayabilmektedirler.

Taraflar bu davada iddialarını her türlü kanıtla kanıtlayabileceklerdir.

Diğer kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Soybağının Reddi Davası için yorumlar kapalı