Aldatılan Eş 3. Kişiye Tazminat Davası Açabilir Mi ?

Aldatılan Eş 3. Kişiye Tazminat Davası Açabilir Mi ?

Aldatılan eşin ( aldatılan kadın veya erkek ), eşinin sadakat yükümlülüğüne ters eylemi beraber gerçekleştirdiği 3. kişiye karşı içsel tazminat davası açması halinde, bu 3. kişi aleyhine içsel tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceği her vakit merak konusu olmuştur. Eldeki dosyalara baktığımızda, çoğunlukla aldatılan kadın, aldatan eş ile beraber eylemin birlikte gerçekleştirildiği 3. kişiden de içsel tazminat istemektedir. Bu konu hukuk dünyasında da tartışmalı olmakla, iş bu görüş ayrılığı Yargıtay içtihatlarına da yansımış bulunmaktadır.

Yargıtay 2013 seneye kadar, şayet ki üçüncü kişi aldatan eşle ( aldatılan kadın veya erkek ) onun evli olduğunu bilerek fiziksel ve duygusal ilişkiye girmişse, ve bu ilişki sebebiyle aldatılan eşin ( aldatılan kadın veya erkek ) kişilik hakları zarara uğramışsa üçüncü kişi aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği görüşünü taşıyordu. Ancak yüksek mahkeme 2014 senesi bakımından bu görüşünü değiştirmiştir. Yargıtay bitirdiği kararlarda, aldatan eşle ilişkiye giren üçüncü kişinin, dolaysız davacının bedensel veya tinsel bütünlüğüne karşı hukuka aykırı bir fiilin varlığından söz edilemeyeceğini, eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğünü tertip eden Türk Medeni Kanununun, aldatılan kadın veya erkek lehine manevi tazminata hükmedilebilmesi için bu yükümlülüğü ihlal eden eşin eylemi birlikte gerçekleştirdiği kişiler istikametinden rastgele bir tertip etme içermediği gerekçesiyle üçüncü kişi aleyhine manevi tazminata hükmeden mahalli mahkeme kararlarının bozulması gerektiğine hükmetmiştir. Ancak bu kararlarında alakalı yüksek mahkeme daireleri rey birliğine varamamışlar, oy çokluğu ile karar vermişlerdir. Başka bir deyişle bu konuda yüksek mahkeme de kendi içinde görüş ayrılıkları yaşamaya devam etmektedirler.

Aldatılan kadın veya erkeğin 3. kişiye karşı tazminat davası açması ve buna ait hususların incelendiği aktüel Yargıtay kararını, aşağıda bilgilerinize sunmaktayız.

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 2016/196 E. 2016/7483K. T. 7.6.2016

DAVA 

 Davacı-karşı davalı … vekili Avukat … tarafından, davalı-karşı davacılar … ve diğeri aleyhine, asıl davada 18.3.2014, birleşen davada 1.8.2014 günlerinde, karşı davada davalı-karşı davacılar … ve diğeri vekili Avukat … tarafından, davacı karşı davalı … aleyhine 24.4.2014 gününde verilen dilekçeler ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl, karşı ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair verilen 15.5.2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı-karşı davalı … vekili ile davalı-karşı davacılar … ve … vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

KARAR

 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı-karşı davalı … ile davalı-karşı davacı …’in asıl davaya yönelik temyiz itirazları ile davalı-karşı davacı …’ın karşı davaya yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-) Davalı-karşı davacılar … ile …’ın birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Asıl ve birleşen dava ile karşı davalar kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece asıl dava ile davalı-karşı davacı …’in karşı davası yönünden kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne, davalı-kaşı davacı …’ın karşı davası bakımından istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı-karşı davalı … ile davalı-karşı davacılar … ve … tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, resmi nikahlı eşi davalı …’in diğer davalı ile kendisini aldattığını, davalının evli olduğunu bildiği halde eşi ile ilişkiye girmesi eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu iddia ederek kendisi ve birleşen dosya ile çocuğu için manevi tazminat telep etmiştir.

Mahkemece birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Sadakat yükümlülüğü sadece eşe ait olduğundan ve yansıma yoluyla da tazminat istenemeyeceğinden birleşen dosya davacısı .. istemin tümden reddedilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

3-) Davalı-karşı davacı …’ın asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Davacı-karşı davalı … asıl davada kendi adına birleşen davada oğlu davacı .. adına verdiği dava dilekçelerinde, davalılardan … ile evli olup anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanmadan sonra davalı eski eşinin kendisini diğer davalı … ile aldattığını öğrendiğini, davalıların hayasızca hareketlerde bulunmak suçundan yargılanarak cezalandırıldıklarını, ceza dosyasındaki maddi olayları öğrendiklerinde büyük ruhsal sarsıntı geçirdiklerini, davalıların eyleminin kendisinin ve oğlunun kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradıkları manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı-karşı davacılar, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

TMK’nın 185. maddesine göre, “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Aynı Kanun’un 174. maddesine göre de, “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

Evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunu’ndaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir.

TBK’nın 49. maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Yine TBK’nın 58. maddesinde “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.” Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunması gerekir.

Somut olaya gelince, davalı-karşı davacı …’nın ve davalı eski eş …’in davacılara yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir.

Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının davalı eski eşinin TMK’nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun’un 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istenmesi halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK’daki düzenleme, davalı eski eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira, davalı eski eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve Kanun’un kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.

Davalı-karşı davacı …’ın eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalı karşı davacı …’ın doğrudan davacıların bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanun’da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.

6098 Sayılı TBK’nın müteselsil sorumluluğa dair hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun’un 61. maddesinde haksız fiil sebebiyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı-karşı davacı … zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine yasa hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir.

Açıklanan nedenlerle, TBK’nın 58. maddesine göre, davalı karşı davacı …’ın eylemi, davacıların kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, asıl ve birleşen davalarda davacıların davalı-karşı davacı …’a yönelik manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

4-) Davacı-karşı davalı … vekilinin karşı davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Davalı-karşı davacı … vekili, boşanmadan sonra davacı-karşı davalı …’nun müvekkili .. sürekli tehdit ettiğini, müvekkilinin yakın çevresinde rencide edici beyanlarda bulunarak müvekkilinin kişilik haklarını ihlal ettiğini, tehditler sebebiyle .. başvurarak koruma kararı aldıklarını, müvekkili .. evlilik birliği içerisinde davacıdan şiddet gördüğünü, onun tarafından sürekli hakarete maruz kaldığını, bu sebeple müvekkilinin psikolojisinin çöktüğünü ve itibarının zedelendiğini beyan ederek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı-karşı davacı … ile davacı-karşı davalı … sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Boşanma davasında taraflar birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmadığını beyan etmişlerdir.

Şu durumda, davalı-karşı davacı …’in eldeki davada evlilik içerisinde gördüğü şiddet sebebiyle davacı-karşı davalı …’ndan talep ettiği manevi tazminat isteğinden anlaşmalı boşanma sırasında feragat ettiği kabul edilmelidir. Boşanmadan sonra ise davacı-karşı davalı … kendisine yönelik haksız bir fiili olduğunu ispatlayamamıştır. Bu sebeple davalı-karşı davacı …’in de davasının reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü doğru olmamış, kararın bu sebeple de bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Temyiz edilen kararın yukarda (2) sayılı bentte gösterilen sebeplerle davalı-karşı davacılar … ile … yararına, (3) sayılı bentte gösterilen sebeplerle davacı-karşı davalı … yararına, (4) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı-karşı davalı … yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı-karşı davacı …’in karşı davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, davacı … vekilinin asıl davaya yönelik, davalı-karşı davacı … vekilinin karşı davaya yönelik, davalı … vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının yukarda (1) sayılı bentte gösterilen sebeplerle reddine ve taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde iadesine 7.6.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Bu yazı Boşanma Hukuku kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.